Pazar, 26 Ekim 2014   
:: KARAHİSAR KÖYLÜLERİ WEB SAYFASI : KONUK DEFTERİ::
KONUK DEFTERİ  ( TOPLAM  352   SİZDEN GELEN YAZI )
 BİLAL AKYÜZ12.01.2008

    slm alykm bütün köylülerimize şunu söylemek istiyorum.köyümüz için yapılmış olan bu hizmetler bu gün bir devrim olmuştur.tıpkı iran devrimi gibi iran cumhurbaşkanı Ahmedinecad gibi .zaten köyümüzün muhtarı sayın kemal topçu tıpkı ahmedinecada benziyor.acaba muhtarımız iran devrimimi yapmak istiyor.zaten muhtarda şeyh gibi adam neyse köyümüz inşallah daha güzel günlere daha güzel günlere layıktır.burdan muhtarımıza çok işler düşer.amma çokta destek lazım.ben muhtarımızın gayret gösterdiğine inanıyorum.tüm köylülerimize selam eder herkesi muhabbetle kucaklarım.selam ve dua ile.
 EŞREFOĞLU20.01.2008

b_arma_1.jpg

    SEVGİLİ KARAHİSARLILAR HİCRİ YILBAŞIMIZI TEBRİK EDERİM. KARDEŞLİK VE BARIŞLI YILLARIN OLMASI DİLEĞİYLE. SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNARIM
 DÜZELTİ (YORUM)20.01.2008

    degerli karahisar köylü hemşehrilerim ve arkadaşlarım hicri yılbaşınızı tebrik eder daha nice yeni yıllarda buluşmak ve görüşmek üzere cumanız hayırlı ve mübarek olsun. son peygamber hz. muhammed'in milattan sonra 622 yılında (16.07.622) mekke'den medine'ye göçü ile başlayan takvimin ilk günüdür. o dönemlerde mekke'de müslümanlar üzerindeki baskının artması üzerine müslümanların medine'ye göç etmeleri, bu anlamda onlar için yeni bir dönemin başlamasını ifade etmiştir. bu nedenle hicret bir dönüm noktası olarak alınmış ve hicretin olduğu gün, hicri takvimin başlangıç günü olarak kabul edilmiştir. hicri takvimi başlatan halife ömer bin hattab'dır. ecnebi dillerinde anno hagirae (hicretten sonra)olarak ifade edilir. ayrıca hicri yıl ile ilgili bilinmesi gereken en önemli noktalar şunlardır:hicri yıl, ayın dolaşımını esas aldığından dolayı, miladi yıldan on bir gün daha azdır. hicri aylar, dünyanın güneş etrafında dönmesinden oluşan mevsimlere bağlı değildir. islâmi bayramlar, her sene aynı ayda geldiği için farklı mevsimlerde gelir. mesela, ramazan ayı veya hac mevsimi yaz aylarında gelebileceği gibi kış aylarında da gelebilir. islâmi gün ve geceler, ayın dolaşımını tamamladığı her otuz üç senede bir defa aynı güne gelir.
hicri aylar şöyledir: muharrem, sefer, rebiyülevvel, rebiyülâhir, cemaziyülevvel, cemaziyülâhir, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade ve zilhicce.*
 DÜZELTİ06.01.2008

    HUZURA NASIL KAVUŞULUR?

İnsanların büyük ekseriyeti bir tatminsizlik içindedir. Fakiri, zengini, genci, ihtiyarı, zayıfı , şişmanı, tahsillisi, tahsilsizi, erkeği, kadını, uzunu, kısası farketmiyor... Ekseriyetle herkes, kendine verilen nimetlere karşı “şükür”de noksanlık ve nimette kendisinden daha yüksek olanlara bakarak üzerindeki nimetlerin kadrini bilmekten uzak bir hâl içindedir. Halbuki, insanın nimette kendinden aşağı olanlara bakarak haline şükretmesi; takvâda ise kendinden yukarıda olanlara bakarak onlar gibi olmaya çalışması icap eder. İslâmî ölçü bu olmasına rağmen, bu ölçüyle yaşamaya muvaffak olabilenlerin sayısı diğerlerine göre çok azdır.

Tatminsizliğin en önemli sebebi ise, Allah’ın (cc) zikrini ihmal etmektir. Rabbimiz Ra’d Suresi’nde buna şöyle dikkat çekiyor: “Onlar (Allah’a yönelenler), iman eden ve Allah’ı anmakla kalpleri huzura kavuşan kimselerdir. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ı zikirle huzura kavuşur.” (28’inci ayet).

Allah’ı tevbe, istiğfar ve tevhid ile anmanın yanında en büyük zikir Kur’an’dır ki, bu zikir de hem okumakla, hem de ona uymakla olur. O zaman fikir, gönül ve hayat huzura erişir. Aksi halde, kalp ve hayat huzursuzluklardan kurtulamaz.

Huzura kavuşmakla ilgili olarak, Kur’an âyetlerinden ve hadislerden süzülmüş manâları araştırıp, ruhumuza emdirmekte fayda vardır:

“Allah’ı tanımayanın, başında dünya dolusu belâ vardır; Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla (sevinçle) doludur.” (Lem’alar).

“Her kim fâni hayatı kendine esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim, bâkî hayata ciddî olarak yönelmiş ise, hem dünya hem de âhiret saadetine mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennet’in bekleme salonu hükmünde gördüğünden, hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.” (Sözler alıntı)

 DÜZELTİ(YORUM)06.01.2008

     KIRK GÜNÜN ÖNEMİ NEDİR?
Sual: Bir çok duanın kırk gün okunması bildiriliyor. Kırk günün önemi nedir?
CEVAP
Kırk sayısı, çoğunluğu bildiren işlerde asgari en büyük sayıdır. Bir duayı çok okumak istenirse, en az kırk kere okumalıdır.

Beş vakit namaz, sünnetleri ile beraber kırk rekattır. Fatiha, beş vakit namazın, her rekatında okunur. Böylece, her gün en az, kırk kere okunur.

Tırnak kesmek, koltuk, kasık temizlemeyi kırk günden fazla geciktirmek günah olur. Müslüman olan akrabayı ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. (S. Ebediyye)

Kırk gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında kırk bir kere Fatiha okunur. Besmelenin sonundaki Mimi Fatihanın Lam harfi ile birlikte okunur. Sonra yapılan dua kabul olur. Suya üfleyip hasta veya büyülenmiş kimseye içirilirse, şifa bulur ve büyü çözülür. (Tefsir-i Azizi)

Kur'an-ı kerimi kırk günde bir hatmetmek, müstehaptır. (Şir’a)

Kırk sayısı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şu mealdedir:
(Her gece kırk âyet okuyan gafillerden yazılmaz.)
(Kırk kişi bir cemaattir. Bir ölüye dua ederlerse Allahü teâlâ, o ölüyü affeder.)

(Şirkten uzak kırk mümin, bir müslümanın cenaze namazını kılarsa, Allahü teâlâ, muhakkak o müminlerin dualarını kabul ederek, o ölüyü affeder.)

(Kırk gün içinde bir ilim sohbetinde bulunmayan kimsenin kalbi kararır. Büyük günah işlemeye başlar. Çünkü ilim kalbe hayat verir. İlimsiz ibadet olmaz. İlimsiz ibadetin faydası olmaz!)

(Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, onun ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azap kaldırılır.)

(Kırk gün ihlasla İslamiyet’e uyanın kalbini Allahü teâlâ hikmetle doldurur.)

(Kırk gün helal yiyenin kalbini Allahü teâlâ nur ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünya sevgisini, kalbinden giderir.)

(Lohusa kadın kırk gün geçtiği halde, kan devam ederse, artık özürlü sayılır.)

(Kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişene iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.)

(İlk tekbire yetişerek, kırk gün cemaatle beş vakit namaz kılana Cennet vacip olur.)

(Aldığı gıda maddelerini, pahalanınca satmak için, kırk gün saklayan, hepsini fakirlere parasız dağıtsa, günahını ödeyemez.)

(Fal baktıran, falcıya inanmasa da, kırk gün namazı kabul olmaz.)
(Bir lokma haram yiyenin, kırk gün duası kabul olmaz.)

(Haktan bâtılı veya hidayetten dalaleti red için, ilimden bir konu öğrenmek niyetiyle evinden çıkan kimse, bir âbidin kırk yıllık ibadeti gibi ecir alır.)

( Ebdaller kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve beladan kurtulursunuz.) <İbni Asakir>

(Yeryüzünde her zaman kırk bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar.)

(Her Peygamber Süleyman aleyhisselamdan kırk yıl önce Cennete girer. Fakir de, zenginlerden, sâlihler de diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.)

(Hazret-i İsa, yer yüzüne inince kırk yıl yaşayacaktır.) <İ. Ahmed>
(Allah için kırk gün nöbet tutanın, bütün günahları temizlenir.)
(Komşuluk dört taraftan kırk evdir.) <İ. Hibban>

(Allahü teâlânın rızası için, helali ve haramı açıklayan, kırk hadisi ümmetime bildiren, âlim olarak haşr olur.) (İslam âlimleri, buna uymak için, (Kırk hadis) ismi ile hadis kitapları yazmışlardır.)

(Allah için hicret edenler, diğerlerinden kırk yıl önce Cennete girer.)
(Bir âmâyı elinden tutup kırk adım götürene Cennet vacip olur.)

(Altın ve gümüşün zekatı kırkta birdir.)
(Cenazeyi kırk adım taşıyanın kırk büyük günahı af olur.) <İ.Asakir>

(Bir hasta, la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzâlimin kırk defa okursa, şehit olarak vefat eder. Şifa bulursa, günahları af olur.) (Necat-ül-musalli)

(Kırk yaşını geçtiği halde hayırlı işleri , kötü işlerinden ziyade olmayan kişi, Cehenneme hazırlansın.) <İ.Gazali>

(Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.) <İ. Gazali>

(Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.)

(Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de namaza devam etmelidir.

İmanla ölmek için şu duayı günde kırk kere okumalıdır:
(Ya hayyü ya kayyum ya zelcelali vel ikram, ya la ilahe illa ente.(ALINTI)


 DÜZELTİ(YORUM)06.01.2008

    ARKADAŞLIK ADABI
Allah Teâlâ ilk insan, ilk peygamber olarak Hz. Âdem aleyhisselamı yarattı. O cennette melekler arasında tâdât edilemeyecek nimetler içinde yaşıyordu. Fakat kendisi ile oturup kalkacak, konuşup ülfet edecek kendi cinsinden birisi yoktu. Fıtratında var olan özelliklerinden dolayı bir can yoldaşına ihtiyacı vardı. Ona eş ve arkadaş olsun diye Allah Teâlâ Havva vâlidemizi yarattı. Cennette huzur içinde, saadetin doruğunda beraber yaşıyorlardı. Onlara cennetin bütün nimetleri sunulmuştu. Ancak bir ağaca yaklaşmamaları, onun meyvesinden yememeleri emredilmişti. Bir gün olacak oldu. O ağacın meyvesinden yediler. Bunun üzerine cennetten çıkarılıp yeryüzünde ayrı ayrı yerlere indirildiler. Üç acıyı birden yaşıyorlardı.

1- Allah Teâlâ’nın emrine muhalefet.

2- Cennetten çıkarılmak.

3- Birbirinden ayrı kalmak.

Uzun yıllar bu acılarla yaşadılar. Gözyaşları dinmek bilmiyordu. Sürekli tevbe ve istiğfar ediyorlar, bağışlanmalarını diliyorlardı. Ayrılığın, yalnız yaşamanın dayanılmaz elemi bütün benliklerini istila etmiş, kalbleri nedâmet ve hasret ateşi ile alev alev yanıyordu. Nihayet beklenen an geldi. Allah Teâlâ onları sonsuz rahmetiyle kuşattı, affetti. Arafat dağında buluştular. Bu buluşmayı değil tasvir etmek, hayâl etmek bile güç. Bir taraftan affedilmenin, hasret dolu, hicran dolu, nedâmet dolu yılların sonrasında yeniden buluşmanın sevinci diğer taraftan peygamberlik vazifesi ve kıyamet sabahına kadar sulblerinden gelecek milyarlarca insana ana-baba olmanın sevinç ve hüzün karışık duyguları...

Arafat dağındaki bu buluşma, insanlık serüveninde kişisel ilişkilerin, toplumsal hayatın bir başlangıcıdır. Bu hayat ileriki tarihlerde büyüyerek, genişleyerek devam edecek, aşiretler, kabileler ve milletler topluluğu olarak tarihteki yerini alacaktır.

İnsan sosyal bir varlıktır. Onun biyolojik, psikolojik, pedagojik ve sosyolojik sağlığı için toplum içinde yaşamak zarureti olduğu gibi, fıtratında var olan kabiliyetlerinin geliştirilip faydalı hâle getirilmesi için de toplum hayatı bir zarurettir.

Beraber yaşayan insanlar arasında çeşitli sahalarda çok yönlü ilişkiler olacaktır. Bu ilişkiler yumağından biri hatta en önemlilerinden biri ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ’dir. İnsanlar arası, insanlarla diğer varlıklar arası münasebetlerde olması gereken ölçüleri, topluma hâkim olan inanç, örf, âdet ve gelenekler belirler. Müslüman toplumlarda bu ölçüleri belirleyen en müessir güç elbette İSLAM’dır. İkinci derecede de İslam’a aykırı olmayan örf ve âdetlerdir.

İşte biz burada İslam’ın belirlediği ölçüler içinde ARKADAŞLIK ADABINI izah etmeye çalışacağız.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Sizden her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına baksın.” (Tirmizi)

Bir kimse kendini tanımak isti-yorsa arkadaşına baksın. Çünkü dostluk ve arkadaşlık yaptığı kişi aynadaki görüntüsüdür. İnsanın kendisiyle zıt fikirli, zıt ahlâklı kişilerle ülfet etmesi, uzun müddet beraber olması mümkün değildir. Bir atasözünde: “Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim.” denilmiştir. Yanlış arkadaş seçimi, yanlış çevre seçimi çok büyük sıkıntılara ve hatta felaketlere sebep olmaktadır. Bugün toplumu kasıp kavuran çirkin olaylar, terör, vahşet, ahlâk ve din dışı, insanlık dışı olaylar kötü çevrenin, kötü ortamın neticesidir. Allah Teâlâ: “Ey iman edenler! Allah’dan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe/119) buyurarak sadık, dürüst kişilerle, imanlı, ahlâklı, sâlih, takva ehli insanlarla beraber olmamızı, onlarla düşüp kalkmamızı, onların sohbetlerine devam ederek, ilim, irfan, edeb, ahlâk öğrenmemizi, onları örnek alıp onlar gibi olmaya çalışmamızı istemektedir.

İmam Gazali bir arkadaşta bulunması gereken vasıfları şöyle sıralamaktadır:

1- Akıllı olmak.

2- İyi ahlâklı olmak.

3- Sâlih olmak.

4- Doğru sözlü olmak.

5- Dünyaya hâris olmamak.

Bu hususta Hz. Ali kerremallahu veche de şöyle der: “Senin gerçek arkadaşın seninle beraber olan, sana faydalı olmak için kendini zarara sokan, sana zamanın bela ve musibetleri toslayınca seni kurtarmak için kendi işlerini bırakıp yardımına koşandır.”

Alkame bin Amr el-Utâridi oğluna şöyle vasiyette bulunmuştur: “Ey oğul! İnsanların sohbetine ihtiyacın olunca kendine hizmet ettiğin takdirde seni koruyan, arkadaşlık edersen sana güzel şeyler kazandıran, bir ihtiyacın olunca yardımcı olan kimselerle sohbet et.

Ey oğul! Bir iyilik yapmak istediğin zaman yardımcı olan senden bir iyilik gördüğü zaman açıklayan, kötülük gördüğü zaman gizleyen kimselerle arkadaşlık et.

Ey oğul! İstediğin zaman sana veren, bir şey söylemediğin zaman soran, bir masiyete düçar olduğunda seni teselli eden kimselerle dostluk et.

Ey oğul! Konuştuğun zaman sözünü doğrulayan, bir işe girince yardımına koşan, anlaşmazlığa düştüğünüzde seni kendisine tercih eden kimselerle arkadaş ol.”

Kötü arkadaştan, kötü çevreden uzak durmak, kötü ahlâklı kişilerle arkadaşlık etmemek kişiyi hem dünyada ve hem de ukbada selâmette kılar
 DÜZELTİ(YORUM)06.01.2008

    KOMŞULUK ADABI
Komşuya kötülük etmemek komşuluk hak ve adâbından olduğu gibi, komşusunun kötülüklerine, huysuzluklarına, sıkıntılarına katlanmak da komşuluk adâbındandır. Dolayısıyla komşusundan gördüğü kötülüğe ve zarara misliyle kaşılık vermek uygun görülmemiştir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kimseye zarar vermek doğru olmadığı gibi, zarar gördüğü birine aynı şekilde zararla karşılık vermek de doğru değildir.” buyurmaktadır. (Malik’ten, Cem’ül Fevaid)

Komşuluk ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken hususları ve adâbı şöyle özetleyebiliriz:

1- Karşılaştığı zaman içten ve samimi olarak selamlaşmak, uzatmamak ve can sıkıcı olmamak şartıyla hâl hatır sormak, güleryüzlü, tatlı dilli olmak. Çünkü mü’minin mü’min kardeşine tebessümü güleryüzlü davranışı sadaka hükmündedir.

2- Eziyet etmemek, kaba davranmamak, haksızlık yapmamak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Müflis kimdir bilir misiniz? Ashab:

- Bizim aramızda müflis hiçbir dirhemi ve eşyası olmayan kimsedir demişler. Bunun üzerine:

- Benim ümmetimden gerçek müflis, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekatla gelecek olan kimsedir ki aynı zamanda şuna sövmüş, buna zina isnadında bulunmuş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, diğerini de dövmüş olarak gelecek. Ve şuna hasenatından, buna hasenatından verilecektir. Şayet davası görülmeden hasenatı biterse, onların günahlarından alınarak bunun üzerine yüklenecek. Sonra cehenneme atılacaktır.” (Müslim)

3- Maddi ve manevi ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermekte yardımcı olmak. Başkalarına zararı olmayan kusurlarını örtbas etmek.

Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu tehlikeye atmaz. Bir kimse din kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetinde bulunur. Her kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse, onun sebebiyle Allah kendisinden kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Ve her kim bir müslümanın suçunu örtbas ederse kıyamet gününde Allah da onu örtbas eder.” (Müslim)

Bu hadisi şerifinde Nevevi şöyle bir izahta bulunmuştur: “Burada mendup olan örtbastan murad eziyet ve fesatla meşhur olmayan bir hal sahipleridir. Eziyet ve fesatla meşhur olan kimseye gelince onun şuçunu örtbas etmemek ve mefsedetinden korkulmazsa kendisini ulu’l emre şikayet etmek müstehab olur. Çünkü örtbas etmek onu başka kötülükler yapmaya cesaretlendirir. Bütün bunlar olmuş bitmiş bir suçu örtbas etmek hakkındadır. Henüz yapılmakta olan bir suçu gören kimseye ona itiraz etmek ve elinden geliyorsa men etmek vaciptir, tehiri caiz değildir. Men etmekten acizse meseleyi ulu’l emre şikayet etmesi lazım gelir.”

4- Kendisi veya ailesinden biri hastalandığı zaman ziyaret etmek.

5- Ölüm ve benzeri bir musibet anında taziyede bulunmak, teselli etmek.

6- Kederini ve sevincini paylaşmak.

7- Gizli hallerini araştırmamak.

8- Yapmış olduğu davetlere icabet etmek. Şayet davet ettiği toplantılar, düğün, nişan, sünnet ve benzeri merasimler İslami esaslara aykırı ise icabet etmemeli, münasip bir dille ikaz etmelidir.

9- Özellikle bayramlarda ve müsait zamanlarda ziyaret etmelidir.

10- Bir hacet veya borç istediği zaman geri çevirmemelidir. Şayet isteklerini yerine getirmek imkanı yoksa münasip bir dille izah edilmeli, yardımcı olamadığı için üzüldüğünü bildirmelidir.

11- Komşusunun elinde olanlara göz dikmemeli, haset etmemelidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin ve birbirinizle alakayı kesmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun.” buyurmaktadır. (Buhari-Müslim)

12- Üç günden fazla dargın durmamalıdır. En güzeli ve makbulü hiç küs durmamaktır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Mü’mine, kardeşini üç günden fazla terketmesi helal değildir.” (Müslim)

13- Suizanda bulunmamalıdır. Esas olan hüsnü zandır. Kötülük yaptığı çok açık deliller ile belli olunca da o hususta hüküm ne ise o hükme göre hareket etmelidir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Zandan sakının. Çünkü zan sözün en yalanıdır. Başkalarının konuştuğunu dinleyin. Tecessüs ve münasefe (herşeyin sadece kendisinde olmasını istemek) yapmayın. Birbirinize hasetlik etmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Kardeş olun, Ey Allah’ın kulları!” (Müslim)

14- Evinde olmadığı veya uzun bir seyahata çıktığı zaman evine ve ev halkına göz kulak olmak, korumak varsa ihtiyaçlarını gidermek.

15- Evini satarken, dükkan komşusu ise dükkanını satarken önce komşusuna teklif etmeli, komşusu alamayacağını ifade ettikten sonra başkalarına teklif etmek. Çünkü İslam hukukunda komşusunun şuf’a hakkı vardı. Komşusu için zararlı olan, komşusuna düşmanlık yapan kişilere satmamakta komşuluk hak ve adabındandır.(alıntı)



 DÜZELTİ03.01.2008

    DİNLER ARASI DİYALOG CAİZ Mİ?

Semavî dinlerin hepsi esas bakımından birdirler. Yalnız bazı ibadetler ve hukuk kuralları bakımından aralarında ayrılık olmuştur. İslam dini hak dinlerin en sonu ve en olgunudur. Kıyamete kadar geçerlidir. Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor “Allah katında din İslam’dır”. (Âl-i İmran 19)

Hakiki din olan İslam varken, asılları bakımından birer hakiki din iken sonradan bozulmuş, ilahîmahiyetini kaybetmiş muharref dinlerle veya asılları bakımından da hakiki bir din ile ilgili olmayan dinlerle mi diyalog olacak. Buna en güzel cevap Kur'an’da mevcuttur

“Kim İslamiyet’ten başka bir din ararsa bilsin ki kendinden asla kabul edilmeyecek.” (Âl-i İmran 85)

Allah (CC) İslam’dan gayrisine razı değilken olması gerekene şöyle işaret ediyor:

“Rasulüm de ki, ey ehli kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin.” (Al-i İmran 64)

Buradaki ilahî çağrı bütün insanlığın tevhid dini olan gerçek tevhide çağrı yapılıyor. Peygamberimiz (S.A.V.) Dıhye’ye gönderdiği mektupta da bu ayeti yazarak en son ve kâmil olan İslam dinine davet ediyordu, bu vesilesiyle imandan mahrum olan insanları dünya ve Ahiretin saadet kaynağı olan yüce İslam’a, Kur'an’a davet ediyoruz. İslam dininin dışındaki dinlerin Allah katında da geçerliliği olmadığından dinler arası tabirinin hiç hükmü yoktur. Çünkü tek hakiki din İslam’dır. Din vardır ama dinler yoktur.

EL CEVAP: DİNLER ARASI DİYALOG CAİZ DEGİLDİR!



 DÜZELTİ02.01.2008

    İslam ve Noel

Hristiyan inancına göre Noel, bir bayramın adıdır. Nasıl ki İslâm öncesi İran inancında Nevruz ve Mihrican bayram olarak kutlanmakta idiyse, günümüzde kutlanan Hıdrellezde bu hükümdedir. Bütün bu saydığımız özel günler Türkçe lugatlarda "bayram" kelimesiyle ifadesini bulmaktadır (bk. Nevruz ve Hıdrellez mad.)

İslâmi ıstılahta bayram; dönüp gelen. Allah'ın pek çok ihsan ve keremiyle ve bu ihsana bağlı hayırların doğurduğu sevinç ve mutlulukların yaşandığı günler olarak tanımlanır (İbn Abidin, Reddül Muhtar, III, 342). Müslümanların sosyal ve siyasî ilişkilerini düzenleyen, Hz. Peygamber (s.a.s)'in hicretini tarih ve takvim başlangıcı olarak esas alan, İslâmî takvimdir. Hicri takvim Hz. Ömer zamanında Kameri (ay) yılı esas aşınarak düzenlenmiştir. Hicretin gerçekleştiği yıl, hicri takvimin birinci yılı olmuş ve senenin ilk ayı olan Muharrem ayının ilk günü de yeni yılın başı sayılmıştır (bk. Hicrî takvim mad.).

Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi "Yılbaşı"gecesidir. İslâmda yeni yıl, Muharremin birinci günü başlar. Müslümanlar ayları, ibadet günlerini, bayramları, Ramazan ve Kurbanı, Haccı, yılbaşını, zekatı... vb. hep İslâmî takvime göre tanzim etmek durumundadırlar. Zira Allah, ayların sayısını on iki olarak bildirmiştir (et-Tevbe, 9/36). Müfessirlere göre bu aylardan kasıt, Kamerî aylardır. Müslümanlar ibadetlerini ihtimal ile düzenlenen Milâdi aylara değil; müşahhas 'ilâhi bir gerçek' olan Kameri aylara göre düzenler. Çünkü bu hesap gerçekten doğru olan hesaptır (et-Tevbe, 9/36). Buradan hareketle müslümanların İslam dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve Allah'ın bildirdiği gerçekleri yalanlayan veya onlara uymayan düşüncelerin ürünü olan fiillerin kutlama günlerini müslümanların da bayram olarak kabul etmesi, küfre destek olmaktan başka bir manâ ifade etmez. İslâm dışı tek ve çok ilahlı dinlerin törenlerine iştirak etmenin, dinî merasimlerinden bir şeye uygunluk göstermenin imanı bozan boyuttan arzedeceği haber verilir (el-Fetâva el-Hindiye, IV. s. 342; XIV, s. 407). Binaenaleyh, Noel gününde, Hristiyanların diğer bayram günlerinde onlara uymak gayesi ile, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri yemek caiz değildir. Bu hareketler küfrü gerektirir. Ondan sakınmak gerekir... Bundan da anlaşılıyor ki, Nevruz ile Mihrican gibi müslüman olmayan kimselerin kutsal günlerini ta'zim etmek de caiz değildir (İbn Abidin, Reddül Muhtar, XVII s. 310; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, İstanbul 1984, II, s. 21).

İslâmi kaynakların ortak görüşü, Allah'ın bildirmiş olduğu İslâm kanunları dışında tesis edilmiş bütün gün ve bayramları kutlamanın küfür olduğu yolundadır. Bir müslümanın Noel veya milâdî yeni yıl ya da, yılbaşı veya buna benzer bazı özel insan ve kurumların koyduğu günleri kutlaması mümkün değildir. İnanç yönünden sakıncalı olan bu günlerin diğer günlerinden hiç bir farkı bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, gerek özel olarak, gerekse yılbaşı amacıyla piyango bileti almak ve satmak haramdır. Piyango, kumarın bir türü olduğundan bunlardan kazanılan para da haramdır. Özellikle yılbaşı gecelerinde oynanan tombala ve fırdöndü benzeri oyunlar, neyine olursa olsun, tüm iskambil ve taş oyunları ile kumar makinaları ile oynanan oyunlar İslâm'a göre haramdır (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, II, s. 494; Halil Gönenç, a.g.e., II, 116, 208).
(alıntı)
 Hasan Hüseyin ER01.01.2008

    Yakup Çınar kardeşime teveççühlerin`den dolayı teşekkür ederim.Yazılarımı begendiğini ve takip ettiğini
söylemiş.Kendisinden Allah razı olsun.Bizde seni seviyoruz.Doğru yerden bakarsan,küçüçük bir kır çiçeği
bile,Evrimde büyük gözükür.
İnsan, ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayasını gözler göremez.
Selam ve Dua ile.

  SİZDE DE YAZIN

  1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | Sayfa 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 32 | 33 | 34 | 35

KONYA İLİ BEYŞEHİR İLÇESİ KARAHİSAR KÖYLÜLERİ WEB SAYFASI
TÜRKIYE   admin@karahisarkoyu.com
RSS Kaynağı  Haberler |  En Çok Okunanlar | En Yeniler